Seboreik Dermatit Tedavisi

Daha önceki yazımda, doktorların seboreik dermatit tedavi yöntemlerini açıklamıştım. Yine o yazıda gördüğünüz gibi dışardan tedavi yollarının aslında geçici olduğunu hastalığın bir süre sonra yeniden ortaya çıktığını belirtmiştim. Bunun yanında aslında iç organlarımızın bu kızarıklık ve kabuklanmaların bir sinyal olarak bize yolladığını belirtmiştim.

Neredeyse 15 yıldır bu hastalığı yaşayan biri olarak neyin ne zaman olacağı ve vücudumun nelere tepki verdiğini artık biliyorum. Kendimi bir kobay fare gibi denemelere tabi tuttuğumu da belirtmek isterim. Ayrıca bir doktor veya tıp doktoru öğrencisi değilim bu da dipnot olarak burada kalsın. Tedavi yöntemleri olarak da sizlere burada ilaç belirtmeyeceğim ve bunu belirtemem.

Bu tedavi yolunu türlü makaleler ve yazılardan yola çıkarak, aynı zamanda 7 yıl önce başlayan anjiyo ödem rahatsızlığını tedavi etmeye çalışırken keşfettim diyebilirim.

Çocukluğunu her çocuk gibi şeker çikolatalar yiyerek geçirdim. Hatta bu bazen abartılı olabiliyordu. Hatta 4-5 yaşlarındayken karaciğerim bozuldu ve tüm vücudumda kaşıntılı kızarıklıklar yaşamıştım. İlerleyen yaşlarda da bol bol kola, şeker, çikolata, meyve tüketiyordum. Özellikle üniversite dönemimde bu konuyu çok daha abartmıştım. Tabi o sıralar seboreik dermatit zirve dönemlerindeydi. Sadece saçımda olan hastalık suratıma hatta göğüs ortasına inmiş durumdaydı.

Üniversite bittikten sonra da yine bol bol çikolata kola ve ananas gibi besinleri tükettiğim bir akşam dudağımdakaşıntı oldu. 1-2 saat sonra ise tüm dudaklarım, gözüm, kollarım, ellerim ve bacaklarım şişmeye başlamıştı. Tabi sonrası hastane ve iğne...

Alerjik reaksiyonlar o gece başladı ve gittiğim profesörler dahi olaya anlam verememişti. Bu konuyu anjiyo ödem tedavi yolları için açtığım blogda okuyabilirsiniz. Yine okuğum bazı makale ve yazılarda alerjik reaksiyonların, bağışıklık sistemimizin ana merkezi olarak gösterilen bağırsaklardan kaynaklandığını öğrendim. Yine bağırsaklarda yer candida mantarları ve bu mantarların haricinde kötü huylu bakterilerin ürediği kısacası bağırsak floramızın bozulmasıyla beraber vücutta farklı alerjik hastalıkların çıktığı ve hatta bunun psikolojik etkiler bile yarattığını öğrenmiş oldum.

Net bir şekilde ifade etmek gerekirsek, seboreik dermatite neden olan en başlıca etmenlerden biri şeker. Az evvel bahsettiğim gibi, kötü olarak adlandırabileceğimiz candida mantarları ve diğer kötü bakteriler bağırsağımızda şeker sayesinde çoğalmakta. Herkesten duyarsınız "şeker krizim tuttu" "tatlı krizim geldi" gibi sözleri. Evet gerçekten bu kriz herkese gelebilmektedir. Ancak şunu bilmiyorsunuz, şekeri isteyen siz ya da sizin bünyeniz değil. Sizin bağırsaklarınızda yer alan candida mantarları veya diğer kötü huylu bakterilerin beyninize yolladığı sinyallerdir. Yani aç kaldıkları zaman sizi uyararak onları beslemenize ikna ederler. Evet bilim-kurgu gibi geliyor ama bu gerçekten böyle.

Bunu öğrendiğimde önce inanamadım. Ancak bunu denemekten başka çarem de yoktu. Şekeri bıraktım. Ancak yeterli değildi. Bozulan bağırsak florasının da düzeltilmesi gerekiyordu. Bunun içinde önerilen şey, probiyotik ve prebiyotik besinler. Yani, kımız, kefir, turşu, yoğurt, boza vb. gibi besinleri tüketmek gerekiyordu. Tabi pastörize olmaması gerekiyor. Ancak ben süreci hızlandırmak için probiyotik tabletler almaya başladım. Çok farklı ürünler denedim ama en iyisi biraz pahalı olan Solgar'ın ürünü oldu. Şekerin her türlüsünden (tadı tatlı olan herşeyden bahsediyorum) uzak durdum ve sonuç başarılıydı. Artık kızarma pullanma görünmüyordu. Aynı zamanda alerjik ataklarımda yok olmuştu. Buna kronik öksürüğüm (alerjik rinit) dahil.

Seboreik dermatit hastalığı yaşayan arkadaşların buna kesinlikle inanıyorumki yaşadığı benzer durumlar vardır. Örnek verecek olursak, sabahları kalktığında yorgunluk, kimi zaman hayata küskünlük depresif haller, kendini sürekli hastaymış gibi hissetmek, karın ağrıları, gaz ağrıları, zaman zaman ishal veya kabızlık, alerjik sorunlar, sivilce vb. gibi. Ancak dediğim şekilde bağırsak floranızı düzelttiğiniz takdirde bu yaşanan sorunların hepsi ortadan kalkıyor. Özellikle de burada sivilcenin altını çizmek istiyorum. Evet ergenlikte bile sivilce sorunu yaşamamış olan biri olarak koca yaşta adamken sivilcelerin çıkması beni deli ediyordu. Ancak bu sorunun çözümü de yine aynı durumda şekerden geçiyor. Tabi sadece şeker değil. Sağlıksız abur cuburlar (cips vb. yağlı ürümler), kuruyemişler (bu konuda önemli not, çiğ şekilde tüketildiğinde sıkıntı yok), yine sağlıksız içecekler (bunların büyük kısmı zaten şekerli olmakta, maden suyu, su, ayran veya alkol tüketin daha iyi) vb. gibi şeylerden uzak durmanız gerekmekte. Buna bir diyet olarak bakmayın. Direkt olarak hayatta yemeniz ve yememeniz gereken şeyler gibi görün. Arada kaçamaklar elbette yapabilirsiniz ama ipin ucunu elinizden kaçırmayın.

Burada bir konuya daha değinmek istiyorum, internet ortamında illa ki görmüşsünüzdür, elma sirkesi içinler ve elma sirkesini sürenleri. Evet elma sirkesi veya diğer sirke türevlerinin iyi geldiği doğrudur. Bunun nedeni de sirkenin probiyotik bakteriler içermesi. Ancak aşırı asitli olması nedeniyle reflü veya ülser hastalarının canından bezdirebilir bu yöntem. Su ile seyreltmek bile fayda etmeyebilir. Özellikle içmenin yararı olduğunu düşünüyorum sürmeniz anca daha fazla kızarmasına neden olacaktır. Bir süre sonra kızarmalar gidiyor deniyor. Zaten gitmesinin nedeni bağırsak florasının temizleniyor olması. Evet kullanılabilir bir yol ancak dediğim gibi reflünüz yoksa bile buna neden olabilecek bir yol.

Sadece bu yiyecek ve içecekler mi diyecek olursanız, evet büyük bir yelpaze mevcut. Karbonhidrat tüketimi ile protein tüketiminizi dengelemeniz gerekiyor. Vücudunuzun verdiği reaksiyonlara göre yemenizi içmenizi ayarlamanızda fayda var. Bazen duyuyorum eskiden de şeker vardı böyle şeyler yoktu. Evet doğrudur, eskiden yiyeceklerin tadı çok güzeldi ama artık ne kokusu var ne de tadı. Eskiden domatesin kokusu ortalığı sarardı, ağzına attığında asit gibi olur ağzını yakardı hafiften, şimdiki domatesler ne kokuyor, ne de tadı var. Çileklere bile esans sıkılan bir dönemdeyiz. Yani buna GDO'dan kaynaklı veya tarımsal ilaçlamalardan dolayı vücudun verdiği reaksiyonlar gözüyle de bakabiliriz. Hatta bu konu sizi sardıysa Confused adlı filmi izlemenizi size tavsiye ederim.

Yukarıda bahsettiğim gibi bağırsak florasının yapısının değişmesi sadece seboreik dermatit hastalıkların yanında duygularımızı da etkilemekte. Bu konu hakkında bilgi edinebileceğiniz kaynak olarak Prof. Dr. Hüseyin NAZLIKUL'un Duygusal Beyin: Bağırsak adlı kitabını öneririm. Gerçekten çok değerli bir kaynak. Çeşitli hastaların yaşadığı sorunlar ve yapılan diyet şeklindeki tedavilerin yanı sıra birçok konu resimlenerek akılda kalıcı şekilde hazırlanmış. Bunun yanı sıra yine bu konu hakkında Giulia Enders'ın Büyüleyici Bağırsak adlı kitabını da öneririm. Yine bu konu hakkında birçok bilimsel makale ve yabancı kaynak mevcut.

Herkese geçmiş olsun diyor, acil şifalar diliyorum..

Seboreik dermatit hastalığı hakkında yaşadıklarınızı ve tecrübelerinizi aktarmak için İletişim sekmesinden ulaşabilirsiniz.